Bu gece, güzel bir geceydi. Başını biraz çevirsen dolunayı görebilirdin. Arkana baksan ağaçların arasında uçan baykuşu görebilirdin. Biraz kulak kabartsan bin bir türlü böceğin cıvıltısını duyabilirdin. E, gece böyleyken kaybetmek olmazdı, değil mi? Ama rakibi hiç hafife alınacak gibi değildi. Hasımlıkları eğelenmiş bir tırpan kadar keskinleşmişti zaman içinde. Geçen zamanda, tanrının bahşettiği dirayetle hasmına karşı nice galibiyetler kazanmıştı; ama mağlubiyetleri de az değildi. Onu hafife almak yapılabilecek en aptalca şey olurdu. Kaybetmemek için doğru hamleler ve düşünülmüş adımlarla, belki daha önce denemediği yeni taktiklerle vermeliydi savaşını. Kaybetmemek için elinde ne varsa onu kullanmalıydı. Kayıpları ne olursa olsun pes etmemeli, bu savaşı zaferle nihayete erdirmeliydi. Eğer kaybederse. Hayır, hayır, elbette kazanacaktı!

Vakit geldi, diye düşündü. İtinayla konuşlanmış ordusuna karşı tebessüm etti. Bu gece çoğu, savaş meydanından sağ çıkamayacaktı. Ama komutanları için seve seve verirlerdi canlarını.

Komutandan gelen zarif bir el hareketiyle piyadelerden biri kendini öne attı. Hasmı da hemen bir piyade gönderdi karşısına. Onlar çarpışırlarken komutan bir süvariyi sürdü meydana. Hasmı korkmuş gibi görünmedi. Öne hızla atılan gözü pek bir piyade kesti süvarinin önünü. Süvari köşeye sıkışmış gibiydi, onun kaybı kabul edilemezdi. Komutanından gelen bir emirle başka bir piyade süvariyle düşman piyadesinin arasına attı kendini. Emre hiç düşünmeden itaat etmek, takdir edilesi bir yiğitlikti. ‘’Namın daim olsun,’’ diye fısıldadı komutan, er usulca canını verirken.

Savaş böyle devam edemezdi. Ortalığı kızıştırmak lazımdı, ama ne yapmalıydı ki? Vezirine göz ucuyla baktı. Ne kadar da cesur görünüyordu. Hızla meydana atıp kendini önce piyadeleri biçip akabinde de onların ardındaki süvarileri ezip geçebilecek bir cesaretti bu. Yapabilir miydi? İşe yararsa büyük bir hamle olurdu bu ve hasmını korkuyla titretirdi. Belki kolay yoldan zafer bile elde edebilirdi. Neden olmasın?

***

Dışarda öten gece hayvanları, gökte dolunay ve ağaçların arasında uçuşan bir baykuş… Bir müzeyi soymak için ne kadar da güzel bir gündü.

Siyahlara bürünmüş genç adam titreyen elini bin bir zorlukla sabitleyerek, ucu hafifçe eğik uzun çiviyi anahtar deliğine soktu. Bu kaçıncı denemesiydi? On mu? Belki de daha fazla. Çiviyi usulca sola bükerek yeni denemesini yaptı; işe yaramadı. Çiviyi çıkartıp bu sefer daha kalın bir tanesini seçti. Çiviyi avucunda sıkarak bunun işe yaramasını umdu. Bu da işe yaramazsa giriştiği iş daha başlamadan hüsrana uğrayacaktı.

Çiviyi sola doğru usulca büktü. Zemberekten yükselen ağır metalik ses zaferin sesiydi. Yine de güvenliğin duymuş olma ihtimaline karşı korkmadı değil. Omuzuyla yüklendiğinde gıcırtılarla açılan kapının ardındaki devasa müze, ayaklarının altına serildi.

Terden sırılsıklam olmuş, maskenin altındaki yüzü kıpkırmızı kesilmişti ama sonuçta başarmıştı. Şimdi tek yapması gereken kameralara yakalanmamak ve güvenlik görevlilerinin dikkatini çekecek herhangi bir hata yapmamaktı. Çantasındaki haritayı çıkardı ve tekrar bir göz attı. Gitmesi gereken yol zor görünmüyordu. Haritayı cebine yerleştirip çantasını sırtına vurdu. Uzun ama dikkatli adımlarla aştı koridoru. Koridorun sonundaki yangın merdivenlerini tırmanıp ikinci kata çıktı. Karşısında alt kattakine benzer başka bir koridor belirdi. Koridorun sonundaki bahçeye bakan balkonun kapısı açıktı ve balkonda bir ışık gördü, ışığın altında da bir çift suret. Hemen geri çekildi ve kendini duvara dayadı. Bu imkânsızdı! Bu adamların orada ne işi vardı? Kendi yerlerinde, girişte olmaları gerekmiyor muydu? Kendine lanet ederek dönmeye meyletti ama buraya kadar gelmişken geri dönmek… Onları atlatabilirse yine de bu işi başarıyla nihayete erdirebilirdi.

Çantasını eline aldı ve sırtını duvara dayadı. Yan yan atılan uzun adımlar ve alınan derin nefeslerle koridorun sonuna kadar ilerledi ve de kendisini balkon kapısının yanına attı. Görevlilere kapının kıyısından usulca baktı. Adamlar normalüstü bir ciddiyetle satranç oynuyorlardı. Birbirlerini ucunda ölüm varmış gibi izliyor, hamlelerini itinayla yapıyorlardı. Daha da iyisi yanlarında top patlasa dönüp bakmayacak gibiydiler. Genç adam içinden bir kahkaha attı. Bu hayatında yaptığı en kolay hırsızlık olacaktı.

-SON-

Illustrator: Manthos Lappas

Reklamlar