-Karanlığa Gömülen Düşler –

1 gün önce…

‘’Evet,’’ dedi Kilis gökyüzüne bakarak. ‘’Sanırım artık maskelerimizi takabiliriz.’’

‘’Şimdi korkutabileceğimiz birilerini bulmalıyız,’’ dedi Lameh. Bence bu tarafa gidelim. Eliyle boş bir sokağı işaret ediyordu.

Lameh önden atıldı, biz de Kilisle peşine takıldık. Sokak arasında olabildiğince sessiz adımlarla yürümeye çalışarak beş dakika kadar ilerledik.

‘’Hişş,’’ dedi Lameh işaret parmağını dukalarına götürürken. ‘’Bi ses var. Sanırım birileri geliyor.’’

Kilis duvar kenarını işaret etti. Yavaşça sırtımızı duvara verdik ve olabildiğince kıpırtısız bir şekilde beklemeye koyulduk. Sokak arası karanlık olsa da zifiri değildi. Dudaklarımın arasından süzülen buharı seçebiliyordum. Sağımda Lameh solumda Kilis vardı. ‘’Ne yapıyoruz?’’ diye sordum fısıldayarak.

‘’Kaç kişiler,’’ dedi Kilis.

Lameh yavaşça başını sağa doğru çevirdi. ‘’Bir,’’ dedi. ‘’Sadece bir.’’

‘’Tamam,’’ dedi Kilis fısıldayarak. ‘’Adamın iyice yaklaşmasını bekle ve aniden önüne atla. Biz de senden sonra çıkıyoruz.’’

‘’Tamam,’’ dedi Lameh.

Sokakta karın üzerinde atılan hışırtılı adımlar adamın yaklaştığının habercisiydi. Yanımda Lameh’in hafifçe kıpırdandığını gördüm.

Birkaç saniye sonra hızla yola atladı Lameh. Belini hafifçe kamburlaştırarak, ‘’Sen,’’ dedi. ‘’Eğer yaşamayı seviyorsan bana kendini tanıt.’’ Sesinin olabildiğince şeytansı çıkması için uğraşıyordu; biraz hırıldıyor, sık sıkta nefes alıyordu.

Lameh’ten ürken adam irkildi ve birkaç adım geri çekildi. Sırtından sarkan kalın, siyah pelerini, suratındaki metal maskesi –gözleri içine çökmüştü ve çenesi yuvarlaktı-  ve belinin sağ ve solundan sarkan ikiz kılıçlarıyla bu adam da en az biz kadar korkutucuydu.

‘’Ben…’’ dedi pelerinli adam. ‘’…yeraltının en güçlü iblisiyim. İsmim Cah’morraz ias Moa.’’

‘’Öyle mi?’’ dedi Kilis. Yavaş adımlarla öne çıktı ve Lameh’in sağ arkasında durdu. Sesi yaşlı bir adam gibi çıkıyordu. ‘’Karşında Ulu İblis Şiaz var ve biz de onun köleleriyiz, tıpkı herkes gibi.’’ Bana bir el işareti yaptı ve ben de hemen Lameh’in soluna geçtim. Hareketlerim hiçte korkutucuymuş gibi değildi.

Cah’morraz yavaşça bir dizinin üzerine çöktü. ‘’Efendi Şiaz,’’ dedi katı bir sesle. ‘’Bu kulunuz sizden aman diliyor. Saygısızlığı için.’’

Bir hikâye dedi Ulu İblis hırıltılı sesiyle. ‘’Bize bir hikâye anlat. Korkunç bir hikâye.’’

Cah’morraz usulca doğruldu. ‘’Size bir hikâye yaşatacağım efendimiz,’’ dedi. ‘’Anlatmaktan çok daha iyi olacak.’’

Cah’morraz öne doğru iki adım attı ve Lameh’i ceketinden kavrayarak öne doğru çekti. Ardından belinde sallanan kılıçlardan birini çıkardı. Ne olduğunu anlayamadan Kilis’e baktım. Bu da oyunun bir parçası mıydı?

Kilis hızla öne atıldı. ‘’Yaklaşma,’’ dedi Cah’morraz.

‘’Ne yaptığını sanıyorsun?’’ dedi Kilis. Maskesini çıkardı ve yana savurdu.

‘’Sadece bir oyun,’’ dedi Cah’morraz.

‘’Saçmalamayı kes ve oğlumu serbest bırak,’’ dedi Kilis hışımla. ‘’Oyunda böyle bir sahne yok.’’

‘’Biraz yaratıcılık,’’ dedi metal maskeli adam, Lameh’i iyice kendine doğru çekerken. Kılıcını Lameh’in boynuna bastırdı. Lameh’ten bir inleme yükseldi ve kurtulmak için debelendi.

Bense hızla cebimdeki bıçağıma uzandım. Elbette yoktu. Giysilerimle beraber çöpe atmıştım. Kendime lanet edip. ‘’Ne istiyorsun?’’ dedim bir adım atarak.

‘’Karışma çocuk,’’ dedi Cah’morraz. ‘’Babanla konuşuyoruz.’’

Kilis, ‘’Yeter,’’ diye haykırdı. O yumuşak başlı adam gitmiş yerine başka biri gelmişti sanki. ‘’Çocuğumu bırakmanı söyledim. Ne istiyorsan onu söyle.’’

‘’Ne mi istiyorum?’’ dedi Cah’morraz gülerek. ‘’Bana çocuğunun karşılığında ne verebilirsin?’’

Kilis elini ceketinin cebine attı ve bir para kesesi çıkardı. Keseyi Cah’morraz’ın önüne atarken, ‘’İçinde dokuz altın ve sekiz gümüş var,’’ dedi. ‘’Keseyi al ve git. Peşine düşmeyeceğim ve şikayette bulunmayacağım.’’

‘’Görüyor musun?’’ dedi adam, Lameh’in yanağına kadar eğilirken. Sağ elindeki kılıcı hala Lameh’in boynuna bastırıyordu. ‘’Keseye bak. Bu senin babanın gözündeki değerin. BAKSANA!’’ diye çemkirdi bir anda. Lameh hıçkırarak başını kaldırdı.

‘’Güzel,’’ dedi. Sol elini Lameh’in maskesine götürdü ve hızla çekti. Maske Cah’morraz’ın ellerinden yere düşerken, ‘’Şu güzel gözlere bakın,’’ dedi, kıkırdadı. ‘’Şu sevimli yüze bakın. Artık o kadar da iblise benzemiyor ha?’’ dedi bakışlarını Kilis’e çevirerek.

‘’Lütfen,’’ dedi Kilis. Sırtındaki kabanı çıkardı ve yavaşça karın üzerine bıraktı. ‘’Bunu da alabilirsin,’’ dedi. ‘’Sana oğlumu bırakman için yalvarıyorum.’’

Adam tekrar bir kahkaha attı. Bu kahkaha ancak akli dengesi yerinde olmayan birine ait olabilirdi.

‘’Lameh’i bırak,’’ dedim öne çıkarak. Maskemi çıkardım ve yere düşmesine izin verdim. Artık bunun bir oyun olmadığını biliyordum. ‘’Onun yerine beni al,’’ dedim. ‘’Öldüreceksen beni öldür.’’

‘’İŞTE,’’ dedi, Cah’morraz, Lameh’in yanağına kadar eğilerek. ‘’CESARET. Görüyor musun? Baban seninle birkaç parlak demir ve bir yığın paçavrayı takas etmek isterken kardeşin canını vermek istiyor.

GÖRÜYOR MUSUN?’’ diye çemkirdi. ‘’Baba dediğin adama bak. BAK DEDİM.’’

Lameh yavaşça başını kaldırdı. Ağlamaktan kızarmış yeşil gözleriyle Kilis’e baktı.

‘’Eğer istediğin buysa,’’ dedi Kilis. ‘’Lameh’i bırak ve beni öldür. Gitmelerine izin ver’’

‘’Harika,’’ dedi Cah’morraz, kıkırdayarak. ‘’Sonunda. Bir korkaktan cesurca birkaç kelam.’’

Sağ elindeki kılıçla Lameh’in boynuna bastırırken sol eliyle ikinci kılıcını çekti. Kılıcı yavaşça Kilis’in önüne attı. ‘’Çocuğun için savaş,’’ dedi katı bir sesle. Tek yapman gereken beni öldürmek. Öldürebilirsen kazanırsın. Eğer kaybedersen seni ve bu sevimli oğlanı öldüreceğim. Sonra eliyle beni işaret etti. Onun yaşamasına izin verebilirim.

‘’Oğlumu bırak ve seninle savaşayım,’’ dedi Kilis kılıca göz ucuyla bakarak.

‘’BURADA PAZARLIK ETTİĞİMİZİ Mİ SANIYORSUN? Etmiyoruz.’’

Kilis yavaşça eğildi ve kılıcı yerden aldı. ‘’Lameh’i bırakmadan seninle nasıl dövüşebilirim?’’ dedi.

Cah’morraz bu hayatında duyduğu en komik şeymiş gibi gülmeye başladı. ‘’Baban zeki adammış,’’ dedi Lameh’e. ‘’Zeki adamlar her şeyi başarabileceklerini sanır, kıçları havada gezerler. Ama ellerine bir kılıç verirsen sokak köpeğinden farksızdırlar. Babana bak. BAKSANA! Lameh başını yavaşça kaldırdı. ‘’Görüyor musun? Kılıcı sekiz yaşındaki bir kız gibi tutuyor.’’

‘’Seni öldüreceğim piç kurusu,’’ diye haykırdı Kilis. Kılıcını sıktı ve Cah’morraz’ın üzerine atıldı. Cah’morraz başına doğru gelen kılıcı sakin bir hareketle savuşturdu. Bir eliyle Lameh’in boynunu kavramış, diğeriyle de kılıcını tutuyordu. Lameh’in düzgün nefes alamamaktan yüzü morarmaya başlamıştı.

Bir şey yapmalıydım. Belki dikkatini dağıtabilirsem Kilis onu öldürebilirdi.

Etrafıma bakındım, yerlerde taş aradım ancak yoktu. Bu arada Kilis Cah’morraz’ın göğsüne doğru kılıcını savurdu. Kılıç Lameh’in başının biraz üzerinden geçti. Cah’morraz, Lameh’le beraber bir adım geri çekilmişti.

Ne yapacağımdan emin olamadım ve haykırarak Cah’morraz’ın üzerine doğru koştum. Maskeli adam üzerine geldiğimi görünce Lameh’i ceketinden kavradı ve üzerime doğru savurdu. Bana çarpan Lameh’le beraber karların üzerine düştük. Kilis boşluğu gördü ve kılıcını Cah’morraz’ın başına doğru savurdu ‘’KAÇIN’’ diye haykırarak. ‘’KAÇIN!’’

Cah’morraz bir anda döndü ve Kilis’in kılıcına o kadar hızlı vurdu ki kılıç Kilis’in ellerinden kurtularak karşıdaki duvara çarptı. Cah’morraz ikinci hamlesinde de aynı insanüstü hızla kılıcını Kilis’in karnına sapladı.

Kilis’ten acılı bir inleme yükselirken Lameh ‘’Baba,’’ diye haykırdı. Lameh’i kolundan yakaladım. ”Kaçalım,” dedim. ”Lütfen, kaçabiliriz.”

Lameh elimin kıskacından kurtulup Kilis’in yanına koştu. Ne düşüneceğimi bilmiyordum. Ne yapacağımı bilmiyordum.

Kilis yerde can çekişiyor, Lameh üzerine çökmüş ağlıyordu. Cah’morraz ise huşuyla eserini izliyordu. Etrafıma bakındım. Hiç kimse yoktu. Siktiğimin şehrinde hiç kimse yoktu. Bu nasıl olabilirdi?

Lameh’in yanına koştum. Onu kolundan kavradım. ‘’Gidelim,’’ dedim. ‘’Lameh ne olur gidelim.’’

Kilis son bir hırıltıyla ‘’Kaçın,’’ dedi ve can verdi. Lameh’in canhıraş hıçkırıkları şiddetlendi. Bir yandan da titriyordu.

‘’LAMEH,’’ diye bağırdım. ‘’Gitmemiz gerek.’’

Lameh başını kaldırdı ve bana baktı.

Sırtımda bir el hissettim. Beni ceketimden kavradı ve geriye çekti. Lameh’i bırakmak zorunda kalarak arkamı döndüm.

Cah’morraz ‘’Hikâyeyi beğendiniz mi?’’ dedi katı bir sesle. ‘’Yeterince korkunç muydu?’’

‘’Piç,’’ dedim. ‘’Piç. Sen insan değilsin, olamazsın.’’

Maskeli adam korkunç bir kahkaha attı. Sonra elini maskesine götürdü ve maskeyi çıkarttı. ‘’Yüzüme bak,’’ dedi. ‘’Gözlerime bak.’’

Çirkindi. Yüzünün sol tarafında büyük bir yanık vardı ve yine yanık olan tarafında uzun bir yara izi vardı. Bu iz sol gözünün içinden geçiyordu. Ama nihayetinde insandı.

‘’Evet,’’ dedi. ‘’Artık ne olduğumu biliyorsun. Ben insanım,’’ dedi, yerde hıçkıran Lameh’e bakarak. ‘’Hem de iyi bir insan. O yüzden sözümü tutmalıyım. İyi insanlar öyle yapar.’’

Kılıcını hızla kaldırdı ve Lameh’in başını bedeninden ayırdı.

‘’Piç,’’ diye haykırdım.’’ Tanrının lanetlediği piç kurusu.’’ Ağlıyordum. Kızgın mıydım? Kederli miydim? İçimde büyük bir boşluk vardı. İki dizimin üzerinde yere düştüm. Hayır, diye düşündüm. Tüm bunlar olmuş olamazdı. Başım dönüyordu, midem bulanıyordu. Gözlerim benimle oyun oynuyordu. Karanlık etrafımda pustan yaratılmış bir iblis gibi kıvrılıyordu. Gözlerimi kapattım. Açmaya korkarak olduğum yerde titredim. Kalbim göğsümü delip kaçmaya çalışan meşum bir yaratık gibiydi. Beynim kaotik bir şehirdi.

Gözlerimi açarsam kuytumda olur muydum? Haykırarak bir kâbustan uyanırdım belki. Belki de hala kuytumdaydım. Ateşimi beslemediğim için donmak üzereydim ve beynim sanrılar yaratıyordu.

Usulca gözlerimi açtım. Lameh’in cansız bedeni hâlâ oradaydı.

‘’Seni piç kurusu,’’ diye tısladım Cah’morraz’a bakarak. Gözlerimden yaşlar boşalıyordu. ‘’ Sadist puşt.’’

‘’Sana beş dakika içinde dünyanın en önemli dersini verdim çocuk,’’ dedi Cah’morraz. ‘’Zayıfsan ölürsün. Zayıfsan sevdiklerini kaybedersin. Zayıfsan hiçbir şeysin. Görüyor musun? Onlara bak; kardeşine ve babana.’’

Lameh’in başsız bedenine baktım. Vücudu babasının üzerine yığılmıştı. Sağ elini avcumun içine aldım, yüzüme sürttüm ve Lameh’in yanına yığıldım.

Cah’morraz duvarın köşesine savrulan kılıcını yerden aldı, kınına soktu. Sonra sokakta yavaş adımlarla gözden kayboldu.

Bense, ‘’Lameh,’’ diye ağladım, hıçkırarak; gecenin karanlığına lanetler yağdırarak.

İKİNCİ KISMIN SONU

Illustrator: Bozhko Dimitrov

Reklamlar