MÜHÜR

Şehir kan kusuyordu. Rae sarayın üçüncü katında sivri bir cumbanın üstünde duruyor, üzerlerine çöken illetin yadigârına, vebanın doğurduğu çarpık bir ceset yığınına bakıyordu. Alevlerin, halkını ve ailesini dünyadan usulca silişini, geleceğini kor edişini izliyordu. Ve Rae uyandı; yaşanmamış bir anıdan, gecelerine musallat olan bir kâbustan; halkının içene düştüğü cehennemden, asla evlenmediği bir kadının ölümüne duyduğu... Continue Reading →

Reklamlar

BELKİ(Şiir)

Ocağın başında uyuyan kedi, Yumruklarında sıkılı aşıklarla küfürleşen çocuklar, Bir bez bebeğin saçını tarayan minik anne, Ve annemin dürtüklemeleri bir sahur sabahı. Burnumda ekmek kokusu, Oruçluyken başında beklediğim sofra, Ve nihayet içtiğim bir yudum su.   Balıkçı bağırıyor, sesi gökten düşen yumruk gibi dolu tanesi, Yanında manav, gözleri güzel bir çocuk tezgahta. Bana reva mı... Continue Reading →

KARA TREN(Şiir)

Bir trendeydi, sanki sonsuzluğa akan. Sislerin arasında sallana sallana ilerlerken bu ağır kara metal, Ölü yolcuların koltuklara dayalı alınları yaşlı bir saatin sarkacı gibi, Bir sağa bir sola salınırken camlara çarpıyor. Ve camlardan koyu kan sızıyor.   Bu onun yarattığı dünya. Ak ve tükenmeyen karların arasında ilerleyen, Sonsuzmuşçasına uzanan bir rayda giden kara tren. Ve... Continue Reading →

AZİMLİ SIÇANLAR

‘’Baba,’’ diye atıldı Sıpha, gözleri ışıl ışıl. Babası başını televizyondan istemeye istemeye çevirdi, burnu kalktı, bıyıkları kımıldadı. ‘’Hı?’’ dedi, ‘’n’oldu yine?’’ ‘’Seyy,’’ dedi küçük sıçan. ‘’Okulda öğyetmenimiz anlattıydı da, dedeleyimiz Azimli Sıçanlar öyle güçlü, öyle seyli… ııı… hah! Kudyetliymiş ki biy savasta İnsanistan’ın yayısını fesetmisler.’’ ‘’Fes mi etmişler?’’ dedi babası. Küçük sıçanın burnu usulca oynadı,... Continue Reading →

İmla mı, o da ne?

Öncelikle yazıyı okurken ‘’Yahu o kadar da değil, sen de bizi çok hafife almışsın, bunu bilemeyen mi var,’’ diyebilirsiniz. Ama buradaki amacım her yaşa hitap edebilmek, bu sebepten olabildiğince basit anlattım ve çoğu detaya, gereksiz atlamalara girmemeye çalıştım. Umarım faydam dokunur. De, bağlaç mı hal eki mi? Çok basit. Öncelikle hal ekine bakalım: Hal eki... Continue Reading →

GÜZEL BİR GECE

Bu gece, güzel bir geceydi. Başını biraz çevirsen dolunayı görebilirdin. Arkana baksan ağaçların arasında uçan baykuşu görebilirdin. Biraz kulak kabartsan bin bir türlü böceğin cıvıltısını duyabilirdin. E, gece böyleyken kaybetmek olmazdı, değil mi? Ama rakibi hiç hafife alınacak gibi değildi. Hasımlıkları eğelenmiş bir tırpan kadar keskinleşmişti zaman içinde. Geçen zamanda, tanrının bahşettiği dirayetle hasmına karşı... Continue Reading →

BENİM ADIM YESİF (2. Kısım)

-Karanlığa Gömülen Düşler - 1 gün önce… ‘’Evet,’’ dedi Kilis gökyüzüne bakarak. ‘’Sanırım artık maskelerimizi takabiliriz.’’ ‘’Şimdi korkutabileceğimiz birilerini bulmalıyız,’’ dedi Lameh. Bence bu tarafa gidelim. Eliyle boş bir sokağı işaret ediyordu. Lameh önden atıldı, biz de Kilisle peşine takıldık. Sokak arasında olabildiğince sessiz adımlarla yürümeye çalışarak beş dakika kadar ilerledik. ‘’Hişş,’’ dedi Lameh işaret... Continue Reading →

BENİM ADIM YESİF (1.Kısım)

-Ait Olduğum Yer- Sokaklar; evim, memleketim. Benim adım Yesif. Babam yok. Yani elbette ki vardır ama hiç tanımadım. Annem ise dünyanın en iyi annesiydi. Yuvarlak gözleri, siyah kıvrımlı saçları ve sadece annelerin sahip olabileceği o sığ gülüşüyle aklımdan asla çıkmaz. Artık tek başıma hayatta kalabileceğime karar verip beni sokağa bıraktığında yedi yaşındaydım. Bunun için kendimi... Continue Reading →

TANRIYI ÖLDÜRMEK

‘’Bu gün gerçekten öleceğim gün. Korkuyor muyum?’’ ‘’Hayır. Korkmak lükstür, yaşamak için sebebi olanlara aittir.’’ ‘’O zaman mutlu muyum?’’ ‘’Mutlunun ne demek olduğunu anımsayamıyorum. Tam değil.’’ ‘’Sebep dedim. Benim yaşamak için bir sebebim yok mu?’’ ‘’Yok. Bir sebebe sahip olamayacak kadar fakirim.’’ ‘’Ah, doğru. Peki zenginlik nedir?’’ ‘’Aptal mıyım ben!? Söyledim ya! Herhangi bir sebeptir.’’... Continue Reading →

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑